Kayseri’de Bir Gece Defterimle İran Üzerine Düşünürken
Kayseri’de geceler bazen fazlasıyla sessiz oluyor. Özellikle de evdekiler uyuduktan sonra, odanın içinde sadece duvar saati ve arada sırada rüzgârın camı yoklayan sesi kalınca, insan kendi iç sesini daha net duymaya başlıyor. Ben 25 yaşındayım ve uzun zamandır her şeyi defterlere döküyorum. Bazen düzenli yazıyorum, bazen günlerce açmadığım oluyor ama her açtığımda aynı yerden devam ediyormuşum gibi hissediyorum.
O gece de öyleydi. Defterimin sayfasına bakarken aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:
İran denince akla ne gelir?
Bunu ilk kez kendime sormuyordum ama o gece farklıydı. Sanki sorunun kendisi değil de cevabın eksikliği içimi rahatsız ediyordu. Kayseri’nin soğuğu pencere aralığından içeri sızarken, zihnim bambaşka bir yere kayıyordu. Hiç gitmediğim bir ülkeye, hiç görmediğim sokaklara.
İran denince akla ne gelir? Benim aklıma önce renkler geliyordu. Sonra kalabalık çarşılar, eski taş duvarlar, bir de anlamını tam bilmediğim ama içimde garip bir sıcaklık bırakan müzikler…
Ama bunlar gerçek miydi, yoksa sadece internetten gördüğüm birkaç fotoğrafın bende bıraktığı izler mi, bilmiyordum. İşte bu belirsizlik beni rahatsız ediyordu.
Bir Sohbetin İçinde Doğan Merak
Ortaokullar olarak bu yazımızda “İran denince akla ne gelir” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!
Her şey bir arkadaş sohbetiyle başladı aslında. Üniversiteden bir arkadaşım vardı, Mert. Bir gün çay içerken “İran’a gitmek ister miydin?” diye sormuştu. O an çok düşünmeden “evet” demiştim ama sonrasında bu cevap içimde büyümeye başladı.
Mert gülerek devam etmişti:
“İran denince akla ne gelir sence?”
O an sustum. Çünkü gerçekten bilmiyordum. Cevap vermek kolay değildi. “Tarihi yerler” demek yüzeysel kalıyordu, “kültür” demek fazla genel. O yüzden sadece omuz silktim.
Ama o soru bende kaldı. Günler geçtikçe, bazen yürürken, bazen dolmuşta camdan dışarı bakarken yeniden ortaya çıkıyordu.
Kayseri’den Tahran’a Uzanan Hayal
Bir akşam Erciyes’in uzaktan görünen karını izlerken kendimi başka bir şehirde hayal ettim. Tahran’da olsaydım ne hissederdim diye düşündüm. Aynı gökyüzü olur muydu? İnsanların bakışları bana yabancı mı gelirdi yoksa tuhaf bir şekilde tanıdık mı?
Defterime yazdım:
“İran denince akla ne gelir? Belki de en çok, hiç bilmediğim bir yakınlık hissi.”
Bunu yazarken kendi kendime güldüm. Çünkü ne demek istediğimi tam olarak ben de bilmiyordum. Ama his vardı. Net, açıklaması zor bir his.
Bir Otobüs Terminalinde Başlayan Hikâye
Bir hafta sonu Kayseri Otogarı’na gitmiştim. Aslında bir yere gitmeyecektim. Sadece oturup insanları izlemek istemiştim. Orada bekleyen insanların yüzlerinde hep bir hikâye vardır. Kimisi eve dönüyordur, kimisi uzaklara gidiyordur.
Bir bankta otururken yanımda yaşlı bir adam vardı. Elinde küçük bir çanta, gözleri sürekli tabelalara kayıyordu. Bir ara bana döndü ve “Evlat, İran’a giden otobüs kaçta?” diye sordu.
O an kalbim tuhaf bir şekilde hızlandı.
İran denince akla ne gelir?
Bu soru sanki o an gerçek bir insanın ağzından çıkmıştı ve benim içimde yankılanmıştı. Yaşlı adama yardımcı olamadım ama o soruyu unutmadım. Sanki hayat bana küçük bir işaret bırakmıştı.
İran Denince Akla Ne Gelir?
Bu soruyu artık sadece bir merak cümlesi gibi görmüyordum. Daha derin bir şeye dönüşmüştü. Bir arayış gibi.
Benim için İran denince akla ne gelir?
1. Bilmediğim Bir Kültürün Çekiciliği
Hiç görmediğim bir kültürün insanı nasıl bu kadar etkileyebileceğini anlamıyordum. Belki de insan, bilmediği şeylere daha çok bağlanıyordu. Ben de öyleydim.
Bazı akşamlar İran müzikleri dinliyordum. Sözlerini anlamıyordum ama hissettiğim şey garipti. Sanki bir şeyleri hatırlıyor gibiydim ama neyi hatırladığımı bilmiyordum.
2. Uzaklık ve Yakınlık Arasındaki İnce Çizgi
Kayseri’de yaşarken dünya bazen çok küçük geliyor. Ama bazen de bir o kadar büyük. İran bu ikisinin tam ortasında duruyordu benim için.
Uzak ama bir o kadar yakın.
3. Hikâyeler
İnsanların anlattığı hikâyeler… Bir arkadaşımın tanıdığı İranlı bir öğrenci vardı mesela. Onun anlattığı şeyler bana çok sade ama derin gelmişti. Aile bağları, yemekler, sokaklar… Hepsi bambaşka ama bir o kadar tanıdık.
Hayal Kırıklığıyla Gelen Gerçeklik
Bir süre sonra bu merakım beni biraz hayal kırıklığına da sürükledi. Çünkü bazı şeyler sadece zihnimde güzeldi. Gerçek dünyada her şeyin o kadar romantik olmadığını fark ediyordum.
Bir gün internetten Tahran’ı araştırırken yorumlara denk geldim. İnsanlar farklı şeyler yazıyordu. Kimisi çok seviyordu, kimisi zorluklardan bahsediyordu. O an anladım ki benim kurduğum İran, aslında benim İran’ımdı.
Ve bu biraz canımı sıktı.
Defterime şunu yazdım:
“İran denince akla ne gelir? Belki de akla gelen şey İran değil, bizim içimizdir.”
O cümleyi yazdıktan sonra uzun süre sayfaya baktım. İçimde hafif bir hayal kırıklığı vardı. Ama aynı zamanda garip bir farkındalık da.
Bir Gün Gerçekleşmeyen Yolculuk
Bir ara ciddi ciddi İran’a gitmeyi düşündüm. Haritalara baktım, rotalar çıkardım. Hatta pasaport işlemlerini bile araştırdım. Ama sonra hayatın kendi akışı devreye girdi.
İş, sorumluluklar, para… Hepsi üst üste geldi.
Bir süre sonra bu düşünce ertelendi. Sonra biraz daha ertelendi. En sonunda bir köşeye bırakıldı.
Ama tamamen kaybolmadı.
Ertelemenin İçindeki Sessiz Umut
Bazı hayaller ertelenince bitmez. Sadece bekler. Benim İran hayalim de öyleydi.
Arada bir yine aklıma geliyordu:
İran denince akla ne gelir?
Ve ben her seferinde aynı cevapsızlığı hissediyordum.
Küçük Bir Umut Kırıntısı
Geçen ay eski defterlerimi karıştırırken o sayfayı buldum. Üzerinde defalarca yazılmış aynı cümle vardı. Her biri farklı bir ruh halinde yazılmıştı.
“İran denince akla ne gelir?”
Bir tanesinin yanında küçük bir not vardı:
“Belki bir gün giderim.”
O cümleyi okuyunca içimde garip bir sıcaklık oluştu. Hayal kırıklığım tamamen kaybolmadı ama hafifledi.
Çünkü bazı şeyler gerçekleşmese bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Sonunda Kalan Şey
Benzer Konular: İnşaat filmi ne anlatıyor ?
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: İran benim için sadece bir ülke değildi. Bir merakın, bir eksikliğin ve bir arayışın adıydı.
İran denince akla ne gelir?
Benim için hâlâ kesin bir cevap yok. Ama belki de olması gerekmiyor.
Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı yolda tutmak için vardır.
Ve ben o sorunun içinde biraz daha büyüdüm.